Köyde yaşamak

Köyde Yaşamak

Büyük şehirde yüksek binalar arasına sıkışmış kalmışsanız,eğlence anlayışınız alışveriş merkezleri ve kafelerden ibaretse bu hayattan ne kadar zevk alabilirsiniz ki? Ben söyleyeyim. Pek zevk alamazsınız. Bir süreliğine farklı bir şey deneyip, köyde yaşama size birçok şey katacaktır. Bundan eminim.

Şimdi “Sen nerede yaşıyorsun ki?” diye soranlar olmuştur.İstanbul’da bir apartmanda yaşıyorum. Burada doğdum, büyüdüm fakat anneannemin annesinin yaşadığı bir köy vardı. Saçak köyü. Tatillerimde soluğu orada alır,en az 1 ay kalırdım. Orada geçirdiğim zamanlarda hem eğlendim, hem birçok şey denedim hem de birçok şey öğrendim. Her şey bu kadar toz pembe miydi, hayır. Oldukça zorlayıcı tarafları da vardı.

Öncelikle şunu belirteyim köyde telefon çekmiyor. İnternet vs yok. Bir tane belediye binası, bir tane bakkal, bir tane de park var. Onun dışında bir şey yok. Bir şeye ihtiyacınız olursa belirli saatlerde otobüs ile Çerkeş’e gitmeniz gerekiyor. Pazar filan Çerkeş’te kuruluyor yani. Ama böyle olması da güzel. Temiz hava sağolsun erkenden dikiliyorsun ayağa. Gün içinde yapacak bir şeyler muhakkak bulunuyor. Doğayla iç içesin bir kere. Bu insanı mutlu etmeye yetiyor. Bahçene gelen minik civcivler bile gününü güzel geçirmeye yetiyor.

Gelelim köyde neler yaptığıma.

Bir gün bahçede oturuyorum geldiler tezek çiğneyeceğiz diye yanıma. Ben de tezek ne bilmiyorum. Çiğnemek denildiğine göre kesin bir şeyler  yiyeceğiz diye mutlulukla gittim. Kendimi inek b.klarının arasında bulunca şoka girdim. Giydik lastik ayakkabıları, dizimize kadar patikleri, başladık ezmeye.Meğer onlar iyice birbirine yapışıp kuruyunca yakacak olarak kullanılıyormuş. Koku başta dayanılmazdı ama sonra alıştım. İğrenç gelse de,itiraf ediyorum çok eğlendim.

Balık Tutmak

Bir sabah baktım bir sürü kişi balık tutmaya Melen Çayı’na gidiyor. Kaptım evdeki oltayı peşlerine takıldım. Başta biraz oltayla cebelleşerek birkaç minik balık tuttuk ama sonra sıvadık paçaları girdik çayın içine. Ağ filan gerdik bir sürü balık tuttuk. En güzel kısmı da yeme kısmıydı.Birileri oturdu çayın başına. Temiz su da yok. Çay suyunda balıkları temizlemeye başladılar. Bu sırada ateş yakıldı. Taktık çubuklara balıkları.Ateşte pişirip pişirip yedik.  

Köstebek

Yerleşimin biraz dışında annemin dayısının bir arı çiftliği var. Arada bisiklete atlayıp tarlaların içinden oraya gidiyordum. Bir gün yine ordayım. Arılara bakıyorum kovanların arasında geziniyorum. Bu arada arılar bayağı sevecen. Parmağımın ucuna alıp gezdiğim bile olmuştu. Hiç sokulmadım.Neyse ne diyordum. Çiftlikte ekilmiş sebzeleri yiyen bir köstebek varmış. Bir kapan yapmışlar onun için toprağın altına. Ne olduğunu hatırlamıyorum tam ama gittik kapana baktık. Köstebek sıkışmış. Ama neyse ki bir şey olmamış sadece ayağına gelmiş kapan. Aldım köstebeği kucağıma. Yumuk yumuk bir şey. Halen toprağı kazdığını düşünerek ellerini oynatıyordu. Biraz sevdim bıraktım tekrar.Birazcık sebze yese sorun olmaz diye düşünmüştüm.

Tilki

Evin yan tarafında boş bir ev ve boş bir ahır vardı. Ahıra tilki yavrulamış. Ama o kadar güzeller ki. Tilki kızıl renkte ve aşırı asi görünüyordu. Yemek arıyordu belli. Köydekiler bir şeyler vererek onu ve yavrularını besledi . Ben de cama çıkmış bekliyordum. Anneannem bana bir tavuk verdi dolaptan. Camın önüne koydum. Bekliyorum. Uzaktan yavaş yavaş yaklaştı ve aldı tavuğu. Aramızda sadece bir cam vardı. O kadar güzel bi andı ki… o kadar güzeldi ki size kelimelerle anlatamıyorum.

Mantar Toplamak

Bir gün giydik eşofmanları. Paçalarını da çorapların içine soktuk çıktık dağa. Amacımız mantar toplamaktı. Her yeri iki büklüm arayarak poşet poşet mantar topladık. Eve geldik torbaları bıraktık. Üzerimde bir şeyin yürüdüğünü fark ettim. Biraz tepindim yere düştü. Vuruyoruz terlikle ama taş gibi. Asla ezilmiyor. Üzerine bardak kapattım ve sonra yaşadığım şok büyüktü.Çünkü o üzerimde gezinen şey bir keneydi. O dönemlerde de kene muhabbeti gündemde. Üzerimize yapıştı korkusuyla soyunup dökünmüştük. Neyse ki bir şey yoktu.

Ilgaz Tatili

Geçen kış gittik meka ekibi olarak. Eylül ve Melis diye arkadaşlarımız da yanımızda. Köy de yazın bile soğuk olur. Yazın yorganla yatarız. Siz düşünün yani soğuğu. Girdik eve. Tabii yaşayan filan olmadığından duvarlar bile buz gibi. Biz gitmeden 1 saat öne komşu girip sobayı yakmış ama soba sadece çevresini ısıtıyor. Girer girmez ışığa üşüşen sinekler gibi sobanın çevresine üşüştük ellerimizi ovuşturuyoruz. Arkaya tuvalete gideyim dedim bir baktım kovada su kalmış kova komple buz. Musluğun ucunda kocaman bir sarkıt. Su akması imkansız yani. Hemen soba üzerinde sucuk pişirdik onları yedik.Saatlerdir de yoldaydık donmuştuk, saç baş yağ içinde, buzlu musluklar sağolsun yıkanamadık. Çözümü kaplıcalara gitmekte bulduk. Akşam 8’e kadar kaplıcanın kaynar suyunda yıkandık. Eve geldik ama nasıl uyuyacağız? Çifterli yattık ki birbirimizi ısıtalım. Üzerimizi kat kat giyindik. Ayaklarda patikler,üzerimizde 2 kat yorgan. Kafamızı bile yorgandan çıkarmadan uyuduk. Ve halen donuyorduk. Sabah uyandık yüzümüzü bile yıkayamıyoruz. Bulaşıklar da var. Evin karşısında inekler için bir yalak var. Oraya gidip buz gibi çeşme suyunda bulaşık yıkadık. Elimizi yüzümüzü yıkadık. Ardından hazırlanıp Ilgaz dağlarına çıktık. Kayak board takıldık. Eve döndük yine uyuduk.

İnstagramer Olmak

 Ertesi gün köyde dolaşalım dedik. Bir yere gitmek istiyoruz ancak köyün eşkıya kazları gideceğimiz yolu kapatmış. Sürü halindeler. Biraz çekimser yaklaştık. Yine de yanlarından geçeriz dedik. Tam geçiyorduk ki kafalarını kaldırıp bağırarak üzerimize doğru koşmaya başladılar. Bir yandan kanat çırpıyorlar. Biz tabi çığlık çığlığa koşuyoruz. Canımızın derdine düşmüşüz. Yaşlı bir teyze gelip kazlara bağırdı. Bir güzel azarlayıp bizi kurtardı. Biz de biraz sohbetten sonra teyze kazları oyalarken kenardan koşarak geçtik gittik. Köye geldiğimizden beri gördüğümüz ilk insandı. Köy kışın zombi salgınından boşaltılmış gibi görünüyordu. Her taraf karlıydı.

Eve geri döndük. Sobanın altından minik bir burun görünüyor. O minik burun yavru,tatlı mı tatlı bir fareden başkasına ait değildi. Hemen bir peynir lokması koyduk. Tedirgin tedirgin çıktı sobanın altından. Başladı eliyle yemeye. Her canlının yavrusu tatlı. Biz İstanbul’a geri dönecektik ve onu orada bırakamazdık. Dışarı bıraksak zaten ölürdü. Boyu 1 cm bile değildi. Eve götürelim diye yalvardıysam da kimseyi ikna edemedim. Ama bir sürü peynirle birlikte onu boş ahıra bıraktık. En azından kapalı alan ve yemekle idare ederdi. Bu güzel geçen üç günün ardından şehrimize geri döndük. Ancak oldukça mutlu bir tatil geçirdik.

Güzel Anılar

Bunların dışında köyde çoban Şenol amca otlatmadan dönerken kuzularla oynardım. Buğday toplanmasına yardım eder, toplanmış buğdayların içinde taklalar atardım. Seranın önündeki ayçiçeklerini alır çiğ çekirdeklerini yerdim. Tarhana yapılmasına yardım ederdim. Eşeğe binerdim. Madımak toplardım.Traktörlere binip gezerdim, taş ocağına giderdim. Köydeki çocuklarla bakkaldan gazete alırdık. Gazetenin yanında oyun kartları olurdu. Saatlerce bahçede oynardık. Hamağa binerdik. Gece çatıdan camın önüne atlayan sansarın sesiyle uyanır camdan ona bakardım. Tata araba vardı. Arabada yer olmazdı. Arkaya yatar orada seyahat ederdim. İnek bile sağardım.

Çok güzel şeylere şahit oldum. Bir tilkiyi bile yakından gördüm, köstebeği kucağıma aldım. Çayın içine girip balık tuttum. İneklerin,kuzuların arasında çayır çimen gezdim durdum. Şimdi elimden her iş gelir gibi hissediyorum.

Köyde yaşamayı denemek gerçekten herkesin tecrübe etmesi gereken bir deneyim. Diğer yazılarımız için tıklayın.

Yazı oluşturuldu 32

Köyde Yaşamak” için bir görüş

Bir Cevap Yazın

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön